İstanbul’un Manevî Merkezlerinden
Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî Hazretleri Tekkesi

Ahmet Semih TORUN*[1]


Giriş

İstanbul'un kalbi mesabesinde olan Hazreti Hâlid (Eyüpsultan) Semti'ndeki Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî Tekkesi, Nakşibendîlik’in Müceddidiyye kolunun Anadolu'daki ilk merkezidir. Anadolu Kazaskeri Çankırılı Dâmad Mustafa Efendi tarafından XVII. yüzyılın ortalarında medrese olarak yapılan bu bina, oğlu Şeyhülislâm Dâmad-zâde Ebülhayr Ahmed Efendi tarafından tekkeye çevrilerek Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî hazretlerine tahsis edilmiştir. Çeşitli zamanlarda yapılan ilavelerle külliyeye dönüşen tekke, toplum üzerinde etkili olmuştur.

Tekkeye adını veren Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî hazretleri "Buhârî, Murâdî ve Nakşibendî" lakaplarıyla anılmaktadır. Sonradan atfedilen "Münzevî ve Munzavî" lakapları ise yanlışlıkla kullanılmıştır.

Üç yaşında iken çocuk felci geçirerek ayakları kötürüm olan Muhammed Murad'ın bu hali, onun ilim ve irşat vazifesini engellememiştir. İlim ve irfan hizmetlerini beraber yürüten şeyh efendi keşif ehlindendir. İstanbul Galata'daki Kurşunlu Mahzen’de medfun sahâbe-i kiram olduğunu padişaha bildirerek buranın ihya edilmesine vesile olmuştur. Bugün bu mekân Yeraltı Camii diye bilinmektedir.

Tekkede ilme büyük önem verilmiş, kıymetli eserlerin bulunduğu bir kütüphane oluşturulmuştur. Aynı zamanda hadis âlimi olan Murad-ı Buhârî hazretleri, tekkede en sağlam hadis kaynaklarından olan Sahîh-i Buhârî eserini okutmuştur.

Teknolojik gelişmelerin yakından takip edildiği tekkeye Osmanlı Devleti'ne ilk gelen üç bisikletten biri alınmış, tekkede pil ile çalışan bir haberleşme sistemi kurulmuştur.

Gönüllere taht kuran Şeyh Murad-ı Buhârî hazretlerinin türbesi, tekkenin dershane kısmında olup sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir. Tekkenin haziresinde tasavvuf ehli, ilim erbabı, devlet erkânı ve sanatkarlardan meşhur insanlara ait mezar taşları bulunmaktadır.

Bir zamanlar bahçesinde ceylanlar dolaşan tekkenin tamiratı İlim Kültür ve Sanat Vakfı tarafından tamamlanmış olup harem kısmının yeniden yapılması için gerekli çalışmalar devam etmektedir.


Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî Hazretlerinin Hayatı, Eserleri ve Yaşadığı Dönem
Hayatı

Müceddidîlik'in Anadolu'daki ilk temsilcisi olan Muhammed Murad bin Ali el-Hüseynî el-Buhârî en-Nakşibendî, H.1050/M.1640 senesinde Semerkant’ta doğdu. Semerkant Nakibüleşrafı Seyyid Ali Efendi'nin oğludur. Babasına nisbetle Buhârî lakabıyla anılmaktadır. Murâdî lakabıyla da tanınan Şeyh Murad Efendi’den tekkenin haziresindeki mezar taşlarında ve Osmanlı Arşivi'ndeki vesikalarda “Buhârî” ve “Nakşibendî” diye bahsedilmektedir. Şeyh Murad-ı Buhârî’ye atfedilen Münzevî nisbesine ise önceki kaynaklarda rastlanmamakta olup bir karışıklık ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Bu karışıklığa Eyüb'ün Karasüleymansubaşı Mahallesi'nde bulunduğu rivayet edilen ve günümüze ulaşmamış olan Münzevî Türbesi sebep olmuştur. Halbuki Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî Tekkesi, Eyüpsultan’ın Nişanca (Nişancı) Mahallesi'nde bulunmaktadır.

Üç yaşında çocuk felci geçirerek ayakları kötürüm olan Muhammed Murad'ın bu hali, onu ilim ve irşat vazifelerinden alıkoymamıştır. Temel İslâmî eğitimini ve hafızlığını Semerkant’ta tamamladıktan sonra Hindistan'a gitmiş (1073/1663), orada ilim tahsiline devam ederken Nakşibendiyye-Müceddidiyye'nin kurucusu İmam-ı Rabbânî Ahmed Fâruk-ı Serhendî hazretlerinin (v. 1034/1624) oğlu ve halifesi Muhammed Ma‘sum (v. 1080/1669) hazretlerine intisap etmiş, daha sonra onun halifesi olmuştur.

Şeyhinden izin alarak 1074/1664 senesinde hacca giden Muhammed Murad-ı Buhârî hazretleri, hac sonrası üç sene Hicaz bölgesinde ikamet etmiş ve burada bulunan âlimlerden ders almıştır. Bu zat, ikinci haccından (1078/1668) sonra, dönüşte Kahire'de kalarak tefsir, hadis ve aklî ilimler ile meşgul olmuştur. İki sene sonra Şam'a gelerek evlenmiş, bu evlilikten Muhammed Bahâeddin ve Mustafa isimli iki erkek çocuğu dünyaya gelmiştir.

Şam ahalisinin teveccühünü kazanan Murad-ı Buhârî, İstanbul eşrafının ısrarlı davetleri üzerine İstanbul'a gelmiş (1092/1681), ulema ve devlet erkânı tarafından büyük bir heyecanla karşılanmıştır. Şeyhülislam Feyzullah Efendi (v. 1115/1703) gibi zatlar başta olmak üzere birçok alim, Şeyh Murad Efendi'ye intisap etmiş, Anadolu'da Nakşibendiyye'nin Müceddidiyye kolunun temeli bu zatla atılmıştır.

Muhammed Murad hazretleri, İstanbul'da kaldığı esnada Hazret-i Hâlid (Eyüpsultan) Semti’nin Nişancı Mahallesi'nde ikamet etmiş, bu esnada Şeyhülislam Damad-zâde Ebülhayr Ahmed Efendi (v. 1154/1742) tarafından bugünkü tekke kendisine tahsis edilmiştir. Beş yıl sonra halifesi Kilisli Ali (v. 1147/1734) Efendi'yi yerine vekil bırakarak önce Şam'a, oradan da umreye gitmiş, bir sene sonra tekrar Şam'a dönmüştür (1098/1686).

Şam'da Berrâniyye adıyla medrese ve tekke kurmuş, Şeyh Murad Efendi'nin çocukları ile torunları burada vazife yapmışlardır. Şam Müftülüğü vazifesini uzun yıllar Murâdî Ailesi üstlenmiştir.

Şeyh Murad-ı Buhârî, ayrıca Şam'da Medrese-i Nakşibendiyye ile Murâdiyye Medresesi adıyla iki medrese daha yaptırmıştır. On binden fazla hadisi ezbere bildiği rivayet edilen bu zat, zahirî ve batınî ilimlerde otorite olduğundan medrese ile tekke hizmetlerini bir arada yürütmüştür.

Şeyh Murad hazretleri, yirmi iki sene sonra oğlu Muhammed Bahâeddin’i (v. 1169/1755) Şam'da vekil bırakarak 1120/1708 yılında ikinci defa İstanbul'a gelmiş, Sultan Selim Camii yakınındaki Bıçakçı Efendi Menzili'nde üç sene kadar ikamet etmiştir.

Şeyh Muhammed Murad'a duyulan büyük teveccühden rahatsız olan Sadrazam Çorlulu Ali Paşa (v. 1123/1711) ve avanesi şeyh efendiyi payitahttan uzaklaştırmanın yollarını aramışlardır. Şeyh Murad Efendi'ye hacca götürme teklifi yapılmış, gemiyle İstanbul’dan yola çıkarılan şeyh efendiyle yanındakiler Alanya sahillerinde gemiden indirilmiştir. Muhammed Murad Efendi, Konya ve Kütahya üzerinden Bursa'ya ulaşmıştır (1123/1711). İstanbul’a girişi de engellendiğinden Bursa’daki mecburi ikameti altı yıl sürmüştür.

1130/1717'de tekrar İstanbul'a gelen Şeyh Murad-ı Buhârî, Hazreti Halid Semti’nin Nişancı Mahallesi'nde kendi adıyla anılan tekkenin hem şeyhlik, hem de müderrislik vazifesini vefatına kadar yürütmüştür.

12 Rabîulâhir 1132/21 Şubat 1720 Salı gecesi rahmet-i Rahmân'a kavuşan Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî hazretlerinin cenaze namazında Hazret-i Hâlid (Eyüpsultan) Camii ve meydanı kâfi gelmediğinden cemaat bir müddet yerinden kımıldayamamıştır. Şeyh Murad-ı Buhârî'nin seksen yıllık çileli hayat yolculuğu, kılınan cenaze namazından sonra kendi adına tahsis edilen Nişancı Meydanı'ndaki tekkenin dershane kısmında son bulmuştur. Türbede Şeyh Murad-ı Buhârî hazretlerinin yanında daha sonra vefat eden tekkenin ikinci şeyhi Kilisli Ali Efendi (v. 1147/1734) bulunmaktadır.

Şeyh Murad Efendi; engelli olmasına rağmen ilim tahsili, hac yolculuğu, irşat vazifeleri sebebiyle Semerkant, Hindistan, Kudüs, Hicaz, Bağdat, İsfahan, Belh, Buhara, Kahire, Şam, İstanbul ve Bursa'da bulunmuştur. İnsanları ilim ve irfana yönlendiren bu mübarek zatın hizmetleri, yazdığı eserleri ve sevenleri vasıtasıyla devam etmektedir.


Eserleri

- Câmi‘u Müfredâti'l-Kur’ân: Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç lisanda yazılmış olan bu eser, Kur’an ilimleri ile alakalıdır. İki cilt halindeki bu eserin baskısı yapılmamış olup yazma nüshaları mevcuttur.

- Silsiletü'z-zeheb: Tasavvuf ile alâkalı olan bu küçük yazma eser, Arapça’dır. Bu eserin şerhleri ve tercümesi vardır.

- Mektûbât: Şeyh Murad Efendi'nin yazdığı mektupların yer aldığı bu eser, Arapça olup yazma nüsha halindedir. Bu eser, Murad-ı Buhârî’nin irtihalinden sonra müridleri tarafından hazırlanmıştır.

- Lübsü'l-hırkati'l-Kādiriyye: Bu Arapça risale, Muhammed Murad-ı Buhârî'nin Kādiriyye Tarikati icazeti olup eserde şeyh efendinin Hazreti Ali'ye kadar uzanan silsilesi yer almaktadır.

- Mesmû‘ât mine's-Seyyid Muhammed Murad-ı Buhârî: Şeyh Murad-ı Buhârî'nin sohbetlerinden derlenen bu yazma eser, Türkçe olup tasavvufla ilgilidir.

- Menâkıb ve Takrirât-ı Muhammed Murad-ı Buhârî: Bu eser Türkçe olup Şeyh Murad Efendi'nin Bursa’daki sohbetlerinde tutulan notların bir araya getirilmesiyle teşekkül etmiştir.

- Risâle-i Nakşibendiyye: Türkçe olan bu eser, Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî'nin Bursa'daki sohbetlerini Karababa-zâde İbrahim Bursevî'ye not ettirmesi ile ortaya çıkmış olup kütüphane kayıtlarının çoğunda yanlışlıkla Karababa-zâde İbrahim Efendi'ye atfedilmiştir.


Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî Tekkesi

Nişancı Mustafa Paşa Mahallesi, Davudağa Caddesi 153 ada ve 1 parselde bulunup “Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî, Şeyh Murad-ı Buhârî, Şeyh Murad Efendi” gibi adlarla anılan tekke, Anadolu Kazaskeri Çankırılı Dâmad Mustafa Efendi (v. 1096/1684) tarafından XVII. yüzyılın ortalarında medrese olarak yaptırılmıştır. Daha sonra, oğlu Şeyhülislam Dâmad-zâde Ebülhayr Ahmed Efendi (v. 1154/1742) tarafından tekkeye çevrilerek Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî hazretlerine tahsis edilmiş, çeşitli zamanlarda tekkeye bazı ilaveler ile birlikte tamirler de yapılmıştır.

Şeyh Murad Efendi Tekkesi, Nakşibendî-Müceddidî tekkesi olarak hizmet görmüş, Reisü'l-meşâyih Feyzullah Efendi (v. 1284/1867) zamanında ise etkili bir konumda bulunmuştur. Tekkede on dört şeyh efendi hizmet görmüş olup tekkenin son şeyhi olan Abdulkadir-i Belhî, Nakşibendî-Müceddidî silsilesinden gelmekle beraber sonradan Hamzavî-Melâmî usulünü takip etmiştir.

Tekkede ilme önem verilmiş ve teknolojik gelişmeler takip edilmiştir. Osmanlı Devleti'ne ilk gelen üç bisikletten birinin bu tekkeye alınması, selamlık ve harem binaları asında löklanşe pili ile çalışan bir haberleşme sistemi kurulması tekkenin ilme ve teknolojiye verdiği önemin bir göstergesidir.

Bir zamanlar ceylanlar dolaşacak kadar geniş bir bahçesi olan bu mekân, tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla sahipsiz kalmıştır. Şeyh Murad Tekkesi, bazı kimseler tarafından işgal edilerek harap hale gelmiş, ahşap olan selamlık ve harem binaları ise yakacak temini maksadıyla 1977 yılında çevre sakinleri tarafından yok edilmiştir. Ayrıca tekkenin şadırvanı, avlu kapısı ve kapının yanındaki Muhammed Kethüda Çeşmesi de yok olmuştu. Çeşmeye ait kitabe ortadan kırılmış haldeydi. Kitabeden çeşmenin 1143 (1730-1731) tarihinde yapıldığını öğrenmekteyiz. Tekkenin yok olan kısımları İlim Kültür ve Sanat Vakfı’nın yaptırdığı son restorasyonda aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir. Tekkenin bünyesinde mescid, tevhidhane, türbe, şerbethane, derviş odaları, mutfak, abdesthane, hazire, şadırvan, cümle kapısı ve Muhammed Kethüda Çeşmesi bulunmaktadır. Yıkılan harem binasının yeri farklı zamanlarda çocuk parkı, semt pazarı ve halı saha olarak kullanılmıştır.

İlk önce Hakyol Eğitim Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı'na tahsis edilen tekke, 1988 yılında ciddi bir tamir görmüş hazirede bulunan bazı mezar taşları bu esnada toprak altından çıkarılmıştır. 2005 yılında Tarih, Kültür ve Çevre Koruma Derneği tarafından tekkenin röleve, restitüsyon ve restorasyon projeleri Anıtlar Kurulu'na onaylatılmıştır. Şeyh Murad-ı Buhârî Tekkesi, Kasım 2010 tarihi itibariyle İlim Kültür ve Sanat Vakfı’na tahsis edilmiştir.


Kütüphanesi

7 Muharrem 1215 tarihli arşiv vesikasında, Şeyh Murad Efendi Tekkesi'ndeki vakıf kitapları için hafız-ı kütüp (kütüphaneci) tayin edildiğini öğrenmekteyiz. Tekkelerin kapatılmasıyla sahipsiz kalan tekke kütüphanesindeki kitaplardan elde kalan 348 cilt eser, yıllar sonra Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi'ne teslim edilmiştir. Nakledilen bu eserlerin sayısı, ciltlerin içlerindeki risaleler dikkate alınırsa 590 adettir.

Eserlerin çoğu yazma olup dilleri Arapça, Farsça ve Türkçe’dir. Bu eserlerin konuları çok çeşitli olup yazım veya basım tarihleri H.652-1278/ M.1254-1862 yılları arasındadır. 


Şeyh Murad-ı Buhârî Tekkesi Vakıfları ve Vakfiyeleri

1- Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde 747 numaralı defterin 131. sayfasının 121. sırasında kayıtlı Mustafa oğlu Şeyhülislam Damad-zâde Ebülhayr Ahmed Efendi'ye ait Recep 1154 (Eylül-Ekim 1741) tarihli vakfiye zeyli: Vakfiyede, tekkeye ait İstanbul (Eyüp, Sütlüce, Hasköy ve Kadırga Limanı), Eğriboz ve Şam'da bulunan vakıflardan bahsedilmektedir.

2- Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde 739 numaralı defterin 1. sayfasının 1. sırasında kayıtlı İstanbul'da Mustafa Paşa ibn-i Abdurrahman Paşa Vakfı'na ait 1166 (1752-1753) tarihli vakfiye: Bu vakfiyede Mustafa Paşa, Rumeli'de bulunan emlakinden Şeyh Murad-ı Buhârî Türbesi'ndeki bazı hizmetler için vakıfta bulunduğunu bildirmiştir.

3- Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde 739 Numaralı defterin 4. sayfasının 2.sırasında kayıtlı İstanbul'da Mustafa Paşa ibn-i Abdurrahman Paşa Vakfı'na ait 10 Cemâziyelâhir 1166 (14 Nisan 1753) tarihli vakfiye zeyli: Zeyilde Mustafa Paşa, vakfiye şartları olarak şu maddeleri zikretmiştir:

* Eyüb'de bulunan Şeyh Murad Efendi Tekkesi'nde her pazartesi ve cuma günleri işrak vaktinde hatm-i hâcegân yapılıp işrak namazından sonra tatlı ve yemek ikram edilmesi.

* Hatm-i hâcegân esnasında buhur yakılması.

* Tekke şeyhinin hatm-i hâcegân yaptırması ve Sahîh-i Buhârî dersi vermesi.

* Tekkenin içinde tamir ettirdiği cami için imam ve müezzin vazifelendirilmesi.

* Aşçı, temizlik ve türbe görevlisi istihdam edilmesi.

* Tekke odalarının dördünde kalan fukara-yı Nakşibendiyye'ye günlük akçe verilmesi.

* Kurşunlu Mahzen'de ihya eylediği cami-i şerifte haftada beş gün tefsir, hadis ve fıkıh okutulması için dersiâm tayin edilmesi.

* Aynı camiye kayyum, ferraş ve bevvap tayini.

* Evkafına câbi tayin edilmesi.

Tekkede cuma ve pazartesi günleri işrak vaktinde yapılan hatm-i hâcegândan sonra üzüm ve yemek ikram edilmesiyle alakalı arşiv vesikalarına da rastlanmaktadır.

4- Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde 739 Numaralı defterin 6. sayfası 4. sırasında kayıtlı İstanbul'da Mustafa Paşa ibn-i Abdurrahman Paşa Vakfı'na ait 9 Cemâziyelevvel 1166 (14 Mart 1753) tarihli vakfiye: Vakfiyede Mustafa Paşa, İstanbul ve Alasonya'daki emlakinden bazılarını Şeyh Murad-ı Buhârî Tekkesi için vakfettiğini bildirmektedir.

Sadrazam Sinan Paşa da tekke için Uzuncaabat, Hasköy ve Filibe’de bulunan evkafından yıllık 180 kilo pirinç tahsis etmiştir.

Şeyhülislam Ebülhayr Ahmed Efendi, Şeyh Murad Tekkesi'ne birçok akar vakfederek bunları vakfiyesinde bildirmiş, aynı zamanda vakfın ilk mütevellisi olmuştur. Ebülhayr Ahmed Efendi Vakfı, daha sonra Harameyn Evkafı'na ilhak olunmuştur.

Tekke camiinde imam, hatip ve müezzin olarak görev yapanlar olduğu gibi tekkede türbedar, buhurî, hâdim-i şebeke, hâfız-ı kütüp, dersiâm, câbi, miftahdâr ve kâtipler de istihdam edilmiştir. Yapılan hizmetlerin masrafları başta Ebülhayr Ahmed Efendi Vakfı olmak üzere Maktul Mustafa Paşa, Divan-ı Hümayun Teşrifatçısı İzzî Süleyman Efendi, Teşrifatçı Seyyid Akif Bey vakıfları ve İstanbul Gümrüğü tarafından karşılanmıştır. 


Haziresi

Tekkenin mevcut olan haziresi üç kısım halinde olup birisi avlu kapısı ile türbe arasında, diğer ikisi ise mescidin giriş kapısının sağ ve solundadır. Haziredeki mezar taşları tarafımızdan okunmuş olup taşların çoğu sağlamdır. 82 mezar taşında isim tesbiti yapılabilmiştir. Bunların haricinde kısmen kırık ve parçalanmış taşlar da vardır.

Tekkenin şeyhlerinden Murad-ı Buhârî hazretleri ile Kilisli Ali Efendi (v. 1147/1734-1735) türbede, Gelibolulu Mustafa (v. 1176/1762-1763), Yahya (v. 1192/1778-1779), Mehmed (v. 1208/1793-1794), Hüseyin el-Hisârî (v. 1236/1820-1821), Muhammed Es‘ad (v. 1260/1844-1845) ve Hafız Feyzullah (v. 1284/1867-1868) efendiler hazirede medfundur. Hazirede, tekkenin son şeyhleri olan Süleyman Belhî (v. 1294/1877-1878) ve oğlu Abdülkadir Belhî (v. 1341/1922-1923)'ye ait demir parmaklıkla çevrili bir kısım da bulunmaktadır. Burada medfun bulunan zatların mezar taşları yoktur.

Haziredeki mezar taşlarının tarihleri, 1062 (1651-1652) yılından başlayıp 1322 (1904-1905) yılında bitmekte. Haziredeki en eski mezar taşı, Yeniçeri ağalarından Ser-zağar Abdülkerim Ağa'ya, en son tarihli mezar taşı ise Şeyh Nuri Efendi'ye aittir. Abdülkerim Ağa’nın mezar taşındaki tarih, tekkenin medrese olarak yapıldığı döneme açıklık getirmesi açısından önemlidir. Ayrıca taşlar, yazım bakımından Eski Anadolu ve Klasik Osmanlı Türkçesi özelliklerini yansıtmaktadır. 


Haziredeki Mezar Taşlarından Örnekler
1. Yeniçeri ağalarından Ser-zağar Abdülkerim Ağa[1]: 1062/1651-1652

2. Rumeli Kazaskeri Dâmad-zâde Ahmed Efendi:[2] 1154/1741-1742

3. Vak‘a-nüvis İzzî Efendi: 1168/1754-1755

4. Şeyh Ali: 1173/1759-1760

5. Şeyh Mustafa: 1176/1762-1763

6. Fetva Emini Ebubekir Efendi: 1179/1765-1766

7. Şeyhülislam Veliyyüddin Efendi: 1182/1768-1769

8. Şeyh Ali'nin oğlu Şeyh Yahya Efendi: 1192/1778-1779

9. Şeyh Murad-ı Buhârî Tekkesi şeyhlerinden Şeyh el-Hâc Muhammed Efendi: 10 Rabîulevvel 1208/16 Ekim 1793

10. Ayşe Molla: 17 Cemâziyelâhir 1210/29 Aralık 1795

11. Rumeli Kazaskerlerinden Veliyyüddin Efendi-zâde Muhammed Emin Efendi: 23 Şaban 1220/16 Kasım1805

12. Klasik Türk Musikīsi Üstatlarından Şeyh Murad-ı Buhârî Tekkesi Şeyhi Hüseyin el-Hisârî: 1236/1820-1821

13. Hattat Mahmud Celâleddin Efendi: 1245/1829-1830

14. Aselî-zâde eş-Şeyh Muhammed Sa‘dî Efendi: 11 Zilhicce 1248/1 Mayıs 1833

15. Mümtaz Kalfa: 15 Rabîulevvel 1250/22 Temmuz 1834

16. Murad Molla Tekkesi vazifelisi ve Beyceğiz Mahallesi İmamı Ohrili Hafız Halil Efendi: 25 Cemâziyelevvel 1252/7 Eylül 1836

17. Anadolu Kazaskerlerinden Fetva Emini Seyyid Muhammed Gedûsî Efendi[3]: 27 Ramazan 1253/25 Aralık 1837

18. Şeyh Muhammed Es‘ad Efendi: 13 Muharrem 1260/3 Şubat 1844

19. Mesnevihân ve Reisü'l-kurrâ Şeyh Feyzullah Efendi: 25 Cemâziyelevvel 1284/ 24 Eylül 1867

20. Kasımpaşa'da Küçükpiyâle Tekkesi Şeyhi Bayburtlu Muhammed Arif Efendi: 26 Cemâziyelevvel 1307/18 Ocak 1890

21. Şeyh Nuri Efendi:1322/1904-1905

Sonuç

Üç yaşından itibaren bedensel engelli biri olduğu halde ilim ve irşat faaliyetlerinden bir an bile geri durmayan Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî, memleketi Semerkant'tan Anadolu'ya kadar çeşitli yerleri dolaşmış, bu esnada Semerkant, Hindistan, Kudüs, Hicaz, Bağdat, İsfahan, Belh, Buhara, Kahire, Şam, İstanbul ve Bursa'da bulunmuştur. Bu mekânlardan Hindistan, Hicaz, Şam ve İstanbul Murad-ı Buhârî hazretlerinin hayatında önemli yer tutar.

Hindistan'da Muhammed Ma‘sum hazretlerine intisabından sonra zâhirî ilimlerin yanında bâtınî ilimlerde de yükselerek onun halifesi olan Seyyid Muhammed Buhârî, mürşidinden izin alarak Hindistan'dan ayrılmıştır. Bir müddet Hicaz'da ilimle meşgul olduktan sonra Şam'a yerleşerek burada evlenmiştir. Şam’da Berrâniyye Tekkesi ve Medresesi, Medrese-i Nakşibendiyye ve Murâdiyye Medresesi adında üç ayrı müessese kurmuş, tekke ve medrese faaliyetlerini bir arada yürütmüştür. “Muradî Ailesi” bu müesseselerde vazife yapmışlar, Şam Müftülüğü vazifesini de uzun yıllar bu aile yürütmüştür.

İlim erbabının ısrarlı davetleri üzerine Şam'dan İstanbul'a gelen Muhammed Murad-ı Buhârî hazretleri, Nakşibendilik'in Müceddidiye kolunun temsilcisi olarak kendisine tahsis edilen tekkede ilim ve irşat vazifelerine devam etmiştir. İlim ve tasavvuf erbabı başta olmak üzere devlet ricâli ve halk tarafından yoğun ilgi gören şeyh efendi, zaman zaman karşılaştığı sıkıntılardan dolayı İstanbul'dan uzak kalmıştır. Hayatının son anlarında tekrar İstanbul'a dönen ve burada vefat eden Şeyh Murad Efendi, tekkenin dershane kısmına defnedilmiştir.

Hazireye son defnedilen tekkenin son şeyhi Abdülkadir Belhî’dir. Mezar taşlarının sülüs ve talik hatlı oldukları görülmektedir.

Hazirede erkek, kadın ve çocuklara ait mezar taşları bulunmaktadır. Taşlara ait kitabeler incelendiğinde tasavvuf ve ilim erbabı ile devlet erkânı ve sanatkarlara ait bilgilere ulaşmak mümkündür. Bu taşların kayıt altına alınması korunması açısından önemlidir.

Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî hazretlerinin başlattığı ilim ve irşat faaliyetleri onun sevenleri tarafından devam ettirilmektedir.

Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî Tekkesi Pazartesi Günü Hariç Sabah 08:30-17:00 Saatleri Arasında Açıktır.
 
Kaynaklar:

A.S.Torun, “Eyüp’ün Güzel Bir Köşesi Şeyh Murad-ı Buhârî Tekkesi”, XI. Eyüpsultan Sempozyumu, 2010.

A.S.Torun, “Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî Tekkesi Haziresi Üzerine Bir Değerlendirme”, Vakıflar Dergisi 34. sayı, 2010.

Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi Vesikaları

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Vakfiyeleri

Şeyh Muhammed Murad-ı Buhârî Haziresi Mezar Taşları

H.İ.Şimşek, Osmanlı’da Müceddidîlik XII/XVIII. Yüzyıl, 2004.

A.N.Galitekin, Osmanlı Kaynaklarına Göre İstanbul, İşaret Yayınları, 2003.

M. N. Haskan, Eyüp Sultan Tarihi, c. I, Eyüp Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul Eylül 2009, s. 378.

M.B. Tanman, “Murad Buharî Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, 1994.

- M. H. Şenalp, “Eyüp Sultan'da Şeyh Murâd Külliyesi”, Lale Dergisi, Temmuz 1982 (1), 22-26.

- Z. Tekin, “Şeyh Murat Tekkesi ve Vakıfları”, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2001 (2), 428-452.



1Dilbilimci ve Arşiv Uzmanı, T.C Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi semihtorun60@gmail.com
2* Lahit şeklinde olan bu mezar taşı, sağlam olarak günümüze ulaşan bir yeniçeri mezarı olması açısından önemlidir. Çünkü yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra yeniçeri mezarlarının çoğu tahrip edilmiştir.
3Şeyhülislam Ebülhayr Ahmed Efendi, tekkenin ilk mütevellisi olup tekkenin ilk vakfiyesi bu zat adınadır.
4Döneminin önemli hukuk âlimlerindendir.